Buradasınız : Ana Sayfa //Kitap İnceleme ve Tavsiye//J.K.Rowling Boş Koltuk (Casual Vacancy) Kitabı

J.K.Rowling Boş Koltuk (Casual Vacancy) Kitabı

Kitapları dünya genelinde yüzbinlerce satan ünlü yazar J.K.Rowling‘in son kitabı Boş Koltuk (Casual Vacancy) 20 Mart 2013’ten itibaren kitap marketlerdeki yerini alacak. Çevirisini Dost Körpe’nin yaptığı Boş Koltuk kitabından bir bölümü yazımızın devamında okuyabilirsiniz.

Boş Koltuk (Casual Vacancy) Kitabı

Boş Koltuk (Casual Vacancy) Kitabı

Barry Fairbrother kırklı yaşlarının başında beklenmedik bir şekilde hayata gözlerini yumar. Bu ani ölüm yaşadığı kasabanın halkı için büyük bir şok olacaktır.

Arnavutkaldırımlı meydanı ve eski kilisesiyle Pagford, sıradan bir İngiliz kırsalı gibi görünse de bu tatlı görüntüsünün ardında bir savaş sürmektedir. Zenginler fakirlerle, gençler ebeveynleriyle, kadınlar kocalarıyla, öğretmenler öğrencileriyle sürekli bir çatışma halindedir. Pagford kesinlikle göründüğü gibi bir yer değildir.

Belediye Meclisi’nde Barry’den boşalan koltuk, kasabanın görüp göreceği en büyük savaşın tetikleyicisi olacaktır.

Türlü düzenbazlıklar ve hırsla süren, herkesin birbirinin foyasını ortaya
çıkaracağı seçim savaşında zafer kimin olacaktır?

Boş Koltuk (Casual Vacancy) Kitabından Bir Bölüm

Kay zili çaldıktan sonra ayaklarının dibinde, çimenlerin arasında dev bir larvanın tülsü kozasını andıran kullanılmış bir prezervatifin ışıldadığını fark etti.

Hafif bir kaygı hissetti, asla tam manasıyla yenemiyordu bu duyguyu; gerçi ilk zamanlardaki, tanımadığı insanların kapılarının önündeyken hissettiği korkuyla kıyaslanamazdı bu duygu. O zamanlar, aldığı onca eğitime ve yanında genellikle bir iş arkadaşının bulunmasına karşın, bazen gerçek anlamda korkuya kapılırdı. Tehlikeli köpekler; bıçaklı adamlar; korkunç yara izleri taşıyan çocuklar; Kay girip çıktığı yabancı evlerde bunlarla ve daha kötüleriyle karşılaşmıştı.

Kapıyı açan olmadı, ama Kay solundaki aralık zemin kat penceresinden küçük bir çocuğun sızlanmalarının geldiğini duyuyordu. Kapıya eliyle vurunca küçük bir boya tabakası ayakkabısının burnuna düştü. Kay’e yeni evinin durumunu anımsattı bu. Gavin’ın tadilat işlerinde ona yardımcı olmayı teklif etmesi hoş olurdu, ama adam tek kelime etmemişti.
Kay bazen, Gavin’ın söylemediği ve yapmadığı şeyleri elindeki borç senetlerine göz gezdiren bir pinti gibi sayıyor ve hınca, öfkeye kapılarak intikam almaya karar veriyordu.
Kapıyı tekrar çaldı; normalde biraz daha beklerdi ama bir an önce düşüncelerinden kurtulmak istemişti; bu sefer, uzaktan gelen bir ses, “Patlama, geliyorum” dedi.

Kapı açıldı ve hem çocuk hem de nine gibi görünen, kirli, uçuk mavi bir tişört ile erkek pijaması altı giymiş bir kadın belirdi. Kay’in boyundaydı, ama çökmüştü; yüz kemikleri ve iman tahtası, incecik beyaz derisinin altından belli oluyordu.
Evde boyanmış, kalın telli ve kıpkırmızı saçı peruk gibi duruyordu; gözbebekleri minicikti ve göğsü hiç kımıldamıyordu; nefes almıyordu sanki.

“Merhaba, siz Terri misiniz? Ben Sosyal Hizmetler’den Kay Bawden. Mattie Knox’un yerine geldim.”
Kadının narin, gri-beyaz kolları gümüşi çiçek bozuğu lekeleriyle kaplıydı. Sağ kolunun iç tarafında kıpkırmızı, açık bir yara vardı. Kolundaki ve boynunun alt tarafındaki geniş yara izleri, parlak plastiği andırıyordu. Kay Londra’dayken, kendi evinde yanlışlıkla yangın çıkaran ve bunu çok geç fark eden bir uyuşturucu bağımlısıyla tanışmıştı.
“Hı hı, tamam” dedi Terri fazla uzun bir duraksamadan sonra. Konuştuğunda çok daha yaşlı görünüyordu; birkaç dişi eksikti. Kay’e sırtını dönüp, karanlık holde birkaç sarsak adım attı. Kay onu takip etti. Ev bayat yiyecek, ter ve birikmiş çöp kokuyordu. Terri soldaki ilk kapıdan geçerek küçük bir oturma odasına girdi.

İçeride kitap, tablo, fotoğraf, televizyon yoktu; eski ve kirli bir çift koltuk ile kırık bir raf seti vardı, o kadar. Yerler çerçöp içindeydi. Duvarın dibine istiflenmiş yepyeni karton kutular, odanın geri kalanıyla uyumsuzdu.
Odanın ortasında tişörtlü, altı bağlanmış, bezi dolu görünen, çıplak ayaklı, küçük bir oğlan çocuğu duruyordu. Kay çocuğun üç buçuk yaşında olduğunu dosyadan biliyordu. Çocuk farkında olmadan, amaçsızca sızlanıyor gibiydi; motor gürültüsünü andıran o sesi, varlığını belli etmek için çıkarıyordu sanki. Küçük bir kahvaltılık gevrek paketini sımsıkı tutuyordu.
“Bu Robbie olmalı” dedi Kay.

İsmini duyan çocuk Kay’e baktı, ama sızlanmayı sürdürdü.
Terri kirli ve yıpranmış koltuklardan birinin üstündeki, çizik çizik olmuş eski bisküvi kutusunu yana itip koltuğa kıvrıldı; Kay’i kısık gözlerle seyrediyordu. Kay diğer koltuğa oturdu; bunun kolçağında da tepeleme izmarit dolu bir kül tablası vardı. Kay’in oturduğu koltuğa da düşmüştü izmaritler, altında hissediyordu. “Selam Robbie” dedi, Terri’nin dosyasını açarak.
Küçük çocuk sızlanmayı sürdürerek kahvaltılık gevrek paketini salladı; paketin içinde bir şey tıkırdadı.
“Ne var onun içinde?” diye sordu Kay.
Yanıt vermeyen çocuk paketi daha kuvvetli sallamaya başladı.

Paketin içinden fırlayan küçük bir plastik figür, havada kavis çizerek karton kutuların arkasına düştü. Robbie bağırarak ağlamaya başladı. Kay, oğluna ifadesizce bakan Terri’yi seyretti. Terri, “Ne oldu Robbie?” diye mırıldandı sonunda.
“Bakalım, çıkartabiliriz belki” dedi Kay kalkıp; bacaklarının arkasını temizlemek için eline fırsat geçmesine çok sevinmişti.
“Bir bakalım şuna.”
Başını duvara yaslayıp kutuların arasına baktı. Küçük figür fazla aşağı düşmeden sıkışıp kalmıştı. Kay elini araya güçlükle soktu. Kutular ağırdı, onları kımıldatmak zordu.
Kay tutmayı başardığı oyuncağa bakınca, onun baştan aşağı parlak mor renkte, bodur ve şişman, Buda’ya benzeyen bir adam olduğunu gördü.
“Al bakalım” dedi.
Robbie sızlanmayı kesti; oyuncağı alıp kahvaltılık gevrek paketinin içine geri koydu ve yeniden paketi sallamaya başladı.
Kay etrafa bakındı. Kırık rafların altında iki küçük oyuncak araba ters dönmüş duruyordu.
Kay onları göstererek, “Arabaları seviyor musun?” diye sordu Robbie’ye.
Kay’in gösterdiği yere bakmayan çocuk gözlerini kısarak kadını tartıp biçen, meraklı bir ifadeyle süzdü. Sonra koşarak gidip arabalardan birini aldı ve kaldırıp Kay’e gösterdi.
“Vınnnn” dedi. “Ayaba.”
“Evet” dedi Kay. “Çok güzel. Araba. Vınn vınnn.”
Kay tekrar oturup çantasından not defterini çıkardı.
“Eee Terri. Hayat nasıl gidiyor?”
Bir süre sessizlik oldu; sonra Terri, “İyi” dedi.
“Durumu açıklayayım: Mattie hastalık iznine çıktı, o yüz den yerine ben geldim. Bana bıraktığı bazı bilgileri kontrol etmem gerekiyor; Mattie seninle en son geçen hafta görüşmüş, o zamandan beri bir değişiklik olup olmadığını kontrol etmem gerekiyor, tamam mı? Evet, bir bakalım. Robbie artık kreşe gidiyor, değil mi? Haftada dört gün sabah ve iki gün öğleden sonra?”

Kay’in sesi Terri’ye çok uzaklardan ulaşıyordu sanki. Bir kuyunun dibinde oturan biriyle konuşmak gibiydi.
“Hı hı” dedi kadın durakladıktan sonra.
“Kreşi sevdi mi peki? Hoşuna gidiyor mu?”
Robbie kibrit kutusu büyüklüğündeki arabayı kahvaltılık gevrek paketine soktu. Kay’in pantolonundan düşmüş izmaritlerden birini alıp arabanın ve mor Buda’nın üstüne bastırarak ezdi.
“Hı hı” dedi Terri uykulu bir edayla.
Ama Kay, Mattie’nin en son yazdığı kargacık burgacık notları sökmeye çalışıyordu.
“Bugün kreşte olması gerekmiyor mu Terri? Salı günleri kreşe gitmiyor mu?”
Terri uyumamak için direniyor gibiydi. Başı bir iki kez düşer gibi oldu. “Krystal onu götürecekti, ama gelmedi” dedi sonunda.
“Krystal kızın, değil mi? Kaç yaşında?”
“On dört” dedi Terri rüyada gibi, “buçuk.”
Notlarda Krystal’ın on altı yaşında olduğu yazılıydı. Uzun bir sessizlik oldu.
Terri’nin koltuğunun ayağının dibinde kenarları kırık iki fincan duruyordu. Bir tanesinin içindeki pis sıvı iğrenç görünüyordu.
Terri kollarını düz göğsünde kavuşturmuştu.
“Üstünü giydirmiştim” dedi Terri, sözcükleri bilincinin derinliklerinden zorla çekip alarak.
“Kusura bakma ama sana sormam gerek Terri” dedi Kay.
“Bu sabah uyuşturucu kullandın mı?”
Terri kuş pençesini andıran eliyle ağzını sildi.
“Yok.”

“Kaka geldi” dedi Robbie kapıya doğru koşarak.
“Yardıma ihtiyacı var mı?” diye sordu Kay, Robbie gözden kaybolurken; üst kata doğru koştuğunu işittiler.
“Yok, tek başına yapabiliyor” dedi Terri peltek peltek. Öne düşen başını yumruğuna, dirseğini de koltuğa yasladı.
Robbie sahanlıktan seslendi.
“Kapı! Kapı!”
Ahşaba vurduğunu duydular. Terri kımıldamadı.
“Ona yardım edeyim mi?” diye teklifte bulundu Kay.
“Hı hı” dedi Terri.

Kay merdiveni çıkıp, kapının sıkışmış kolunu Robbie için indirdi. Banyo pis kokuyordu. Gri küvetin kenarlarında kahverengi lekeler vardı ve klozetin sifonu çekilmemişti. Kay, Robbie’nin klozete tırmanmasına izin vermeden önce sifonu çekti. Suratını buruşturan çocuk Kay’e aldırmadan sesli sesli ıkındı. Kakanın düşme sesi duyuldu ve havadaki iğrenç kokulara bir yenisi daha eklendi. Robbie tuvalet kâğıdı kullanmadan klozetten inip, kabarık bezini yukarı çekti; Kay onu klozete gerisingeri oturttu ve altını silmesi için ikna etmeye çalıştı, ama çocuk onun ne demek istediğini anlamıyor gibiydi. Sonunda çocuğun altını Kay sildi. Robbie’nın poposu tahriş olmuş, kızarmış, yaraları kabuk bağlamıştı. Bezinden leş gibi amonyak kokusu geliyordu. Kay çocuğun bezini çıkarmayı denedi, ama Robbie kesik bir çığlık atarak ona vurmaya çalıştı, sonra da kendini kurtarıp oturma odasına doğru koştu; bezi altından sarkıyordu. Kay ellerini yıkamak istedi, ama sabun yoktu. Nefes almamaya çalışarak banyo kapısını ardından kapadı.

Alt kata geri dönmeden önce yatak odalarına göz attı. Üçünün de içindeki eşyalar dışarı taşıp sahanlığı doldurmuştu. Evdeki herkes şiltelerin üstünde uyuyordu. Robbie annesiyle aynı odada kalıyordu anlaşılan. Her yere saçılmış kirli giysilerin arasında birkaç oyuncak vardı. Robbie’den daha küçük çocukların ilgisini çekecek ucuz, plastik oyuncaklar. Kay yorgan ve yastıkların kılıflı olduğunu görünce şaşırdı.
Oturma odasına geri döndüğünde Robbie hâlâ sızlanıyor, karton kutuları yumrukluyordu. Terri çocuğu yarı kapalı gözlerle seyretmekteydi. Kay tekrar oturmadan önce koltuğunun minderini eliyle süpürdü.
“Terri, Bellchapel Kliniği’nde metadon tedavisi görüyorsun, değil mi?”
“Mmm” dedi Terri uykulu bir sesle.
“Tedavin nasıl gidiyor Terri?”
Kalemini hazırlayan Kay, sanki bu sorunun yanıtı tam karşısında oturan kadının kendisi değilmiş gibi bekledi.
“Kliniğe gitmeye devam ediyor musun Terri?”
“Geçen hafta… cuma gittim.”
Robbie kutuları yumrukluyordu.
“Bugün ne kadar metadon aldığını söyleyebilir misin?”
“Yüz elli miligram” dedi Terri.
Kızının yaşını hatırlamayan Terri’nin bunu hatırlaması Kay’i şaşırtmadı.
“Mattie’nin yazdığına göre, annen Robbie ile Krystal’a bakmana yardım ediyormuş; hâlâ ediyor mu?”
Robbie karton kutu yığınına minik, sağlam vücuduyla çarpınca kutular sallandı.
“Dikkatli ol Robbie” dedi Kay; Terri de, “Oynama onlarla” dedi. Kay kadının cansız sesinde ilk kez bir kaygı tınısı duydu.
Robbie kutuları yumruklamaya başladı yeniden; çıkan davul sesi gibi sesler hoşuna gidiyordu anlaşılan.
“Terri, annen Robbie’ye bakmana yardım ediyor mu hâlâ?”
“Annem değil, ninem.”
“Robbie’nin ninesi mi?”
“Benim ninem be. Bakamıyor, sağlığı… pek iyi değil.”

Kalemini hazır tutan Kay, Robbie’ye tekrar göz attı. Çocuk sıska değildi; Kay bunu Robbie’nin görünüşünden anlayabiliyordu, hem çocuğun altını silerken de onu yarı çıplak görmüştü.
Çocuğun tişörtü kirliydi, ama Kay onun üstüne eğildiğinde saçının şampuan koktuğunu fark ederek şaşırmıştı.
Robbie’nin sütbeyaz kolları ile bacaklarında morluk falan yoktu, ama işte altı değiştirilmemişti ve bezi ıslaktı; çocuk üç
buçuk yaşındaydı.
“Acıktım” diye bağırdı Robbie, kutuya son bir kez, isabet ettiremeden vurarak. “Acıktım.”
“Bisküvi yiyebilirsin” dedi Terri peltek peltek, ama yerinden kımıldamadı. Robbie’nin bağırışları yüksek hıçkırıklara ve çığlıklara dönüştü. Terri koltuğundan kalkmaya teşebbüs etmedi. Bu gürültüde konuşmak da olanaksızdı.
“Ben vereyim mi?” diye seslendi Kay.
“Hı hı.”

Robbie koşarak Kay’in yanından geçip mutfağa girdi. Mutfak da banyo kadar kirliydi neredeyse. İçeride buzdolabından, fırından ve bulaşık makinesinden başka cihaz yoktu; tezgâhlarda da kirli tabaklar, dolup taşmış bir başka kül tablası, poşetler, küflü ekmekler vardı sadece. Yerdeki muşamba Kay’in ayakkabılarına yapışıyordu. Dolup taşmış çöp tenekesinin üstündeki pizza kutusu hassas bir dengede duruyordu.
“Oyda” dedi Robbie, Kay’e bakmadan dolabı göstererek.
“Oyda.”
Dolapta Kay’in beklediğinden daha çok yiyecek vardı; konserveler, bir paket bisküvi, bir kavanoz dolusu hazır kahve.
Kay paketin içinden iki bisküvi alıp çocuğa verdi; çocuk bisküvileri kaptığı gibi annesinin yanına geri koştu.
“Eee, kreşe gitmeyi seviyor musun Robbie?” diye sordu Kay, yere oturup bisküvileri hapır hupur yiyen çocuğa.
Çocuk yanıt vermedi.
“Hı hı, seviyor” dedi Terri; biraz daha açılmış gibiydi şimdi.
“Değil mi Robbie? Seviyor.”
“Oraya en son ne zaman gitti Terri?”
“En son… Dün.”
“Dün pazartesiydi, dün gitmiş olamaz” dedi Kay not alarak.
“Pazartesileri gitmiyor.”
“Ne?”
“Kreşe diyorum. Robbie’nin bugün kreşe gitmiş olması gerekiyordu.
Oraya en son ne zaman gittiğini bilmem gerek.”
“Dedim ya! En son o zaman diye.”
Kay kadının gözlerini ilk kez bu kadar açık görüyordu. Kadının sesi hâlâ cansızdı, ama öfkesi yüzeye çıkmaya çabalıyordu.
“Lezbiyen misin?” diye sordu Terri.
“Hayır” dedi Kay yazmayı sürdürerek.
“Lezbiyene benziyorsun” dedi Terri.

Boş Koltuk Kitabı Yayın Bilgileri

Boş Koltuk Kitabı Liste Fiyatı: 32,00 TL.
Çeviren: Dost Körpe
Yayın Yılı: 2013
592 sayfa
Karton Kapak
ISBN:6050913866
Dili: TÜRKÇE

Copyright © 2011 Sosyolife: Popüler Bilgi Paylaşımı!. Tüm hakları saklıdır.
Sitemap