Buradasınız : Ana Sayfa //Tatil-Gezi//Unutulmuş Başkent: Bergama (Pergamon) Antik Kenti

Unutulmuş Başkent: Bergama (Pergamon) Antik Kenti

Neredeyse her köşesinden tarih fışkıran Anadolu, bu yönüyle her yıl binlerce turistin akınına uğrasa da, unutulmuş ve hak ettiği değeri göremeyen bir çok antik kent keşfedilmeyi beklemekte. Ege bölgesinin en kuzeyinde yer alan ve hem antik Roma hem de antik Yunan tarihinin en önemli noktalarından biri olan Pergamon da bunlardan birisi. Kleopatara, Büyük İskender ve daha birçok tarihi ismi ağırlamış olan Pergamon, gezip keşfetmenizi bekleyen devasa bir antik cennet.

Yaşanabilir iklimi, verimli toprakları ve kıtaları birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görmesi sebebiyle tarihi boyunca bir çok farklı medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu, binlerce yıllık tarihinden bizlere miras bıraktığı çok sayıda antik kent sayesinde yurtiçi ve yurtdışından binlerce turistin ilgi odağı olmayı başarıyor. Efes, Olympos ve Milat gibi dünyaca ünlü antik kentler her yıl binlerce turisti ağırlamakta. Fakat bunların dışında hak ettiği ilgiyi göremeyen onlarca farklı antik kent, Anadolu’nun ücra köşelerinde keşfedilmeyi beklemekte.

Ege bölgesinin en kuzeyinde, İzmir’e 120 kilometre mesafede bulunan ve 2400 yılı aşan tarihinde Antik Roma ve Antik Yunan’ın en parlak şehirlerinden olmayı başarmış Bergama, adeta her köşesinden tarih fışkıran ve keşfedilmeye bekleyen bir cennet. Bakırçay Nehri‘nin oluşturduğu uçsuz bucaksız Bakırçay Havzası‘na tepeden bakan Bergama, Ege bölgesinin en eski yerleşim bölgelerinden birisi olma özelliği taşıyor.

Günümüzde Bergama olarak adlandırılan bu şehrin tarihi oldukça eskiye dayanmakta. Bergama’ya dair elde edilebilen en eski tarihi kaynaklar, milattan önce 399 yılında Pergamın şehrini Perslerden geri alan Xenophon‘un ardında bıraktığı eserler. Bu eserlerde anlatıldığı üzere Xenophon‘un saldırısının hemen ardından şehri geri almayı başaran Persler, daha uzun yıllar şehri ellerinde tutmaya devam eder.

Perslerin şehir üzerindeki hakimiyetini bitirecek olan isim komutan Philetaerus, millattan önce 301 yılında bağlı olduğu Thrace Krallığı’nın yıkılmasını fırsat bilerek, başkenti Pergamon şehri olan Pergamon Krallığı‘nı kurar ve yöneticisi olur. Bu olay Pergamon şehrinin o yılların en önemli şehirlerinden biri haline gelmesinin önünü açacaktır.

Philetaerus’un bağlı olduğu Attalid Hanedanı, Roma Krallığı’nın en büyük destekçilerinden olur ve Makedonlar ile Roma arasındaki 3 büyük savaşta da Roma’nın yanında savaşır. Roma’nın galibiyeti ile sonuçlanan bu savaşların ardından Pergamon Krallığı, Roma tarafından ödüllendirilir ve bölgenin en önemli şehri haline gelir.

Roma’nın desteğinden önce 21 hektarlık bir alana yayılan Pergamon Şehri, Roma’dan gelen büyük destek sayesinde kısa sürede hakimiyet alanını genişletir ve Bakırçay Havzası’nın büyük bir kısmına yayılır. Oldukça zeki ve cömert bir yönetim politikası izleyen Attalid’ler kültüre ve sanata verdikleri önemin yanı sıra, çevredeki Antik Yunan şehirlerine özerklik hakkı vererek barışçıl ilişkiler kurar. Milattan önce 133 yılında hastalanan kral 3. Attalus, yerine geçecek bir varis olmamasından dolayı kendisinden sonra bir iç savaş yaşanmasından korkar ve Pergamon Şehri’ni Roma’ya devreder.

Batının en doğusu ve doğunun en batısında yer alması sebebiyle doğu ve batı arasında bir köprü niteliği gören Pergamon şehri, Roma yönetimi altında bölgenin en önemli şehri haline gelir. Kültür ve sanat şehri olarak adlandırılan Pergamon, en kalabalık olduğu dönemlerde 200.000 insana ev sahipliği yapmıştır. Zengin Roma İmparatorluğu’nun yönetimi altında inşa edilen tapınaklar ve şehirler, günümüzde UNESCO dünya mirası kapsamında korunmakta ve birçok turisti ağırlamaya devam etmekte. Günümüzde 60.000 nüfusa sahip Bergama’ya gidip de kesinlikle görmeniz gereken bazı yerler ise şunlar;

Bergama Arkeoloji Müzesi

Bergama’nın ana caddesi diyebileceğimiz İzmir Caddesi üzerinde yer alan Bergama Arkeoloji Müzesi, şehrin merkezine oldukça yakın bir noktada bulunuyor. Her yerinden tarih fışkıran Bergama’da yapılan çeşitli kazılar sonucunda elde edilmiş yüzlerce farklı esere ev sahipliği yapan Arkeoloji Müzesi, antik Pergamon halkının günlük yaşamına dair bizlere ipuçları sunuyor.

Bergama Arkeoloji Müzesi

Bergama Arkeoloji Müzesi

Neredeyse her apartmanın altından tarihi kalıntı çıkan Bergama’da Pergamon’da yaşamış olan sıradan halkın günlük hayatına dair bir şeyler bulabileceğiniz tek yer olan Arkeoloji Müzesi, binlerce yıllık kalıntılar ile sizleri büyülemek için hazır bekliyor.

Acropolis

Antik Pergamon şehrinin kültür merkezi olarak adlandırabileceğimiz Acropolis, Bergama şehrinin kuzeydoğusunda bulunan tepenin üzerine inşa edilmiş ve bu sayede şehrin her yerinden görülebilmekte. Acropolis’e çıkmak için tercih edebileceğiniz iki farklı rota var; birincisi şehrin içerisinden geçen yolu ve tabelaları takip ederek kıvrımlı dağ yollarını kullanmak, ikincisi ise dağın yamaçları ile Acropolis arasında inşa edilen teleferiği kullanarak Bakırçay Havzası manzarasının tadını çıkarmak. Bizim tavsiyemiz ise yukarı teleferik ile çıktıktan sonra aşağıya yürüyerek inmek.

Pergamon Acropolis

Pergamon Acropolis

Acropolis içerisinde en dikkat çeken yapı, şehrin neredeyse her yerinden görülebilen Antik Tiyatro. Dünyanın en dik tiyatrolarından biri olan bu tiyatro, milattan önce 3. yüzyılda inşa edilmiş ve 10.000’den fazla insanı ağırlama kapasitesine sahip. Antik Pergamon’luların sanata verdiği önemi gözler önüne sere bu yapının önündeki yolu takip ettiğinizde ise Dionysos’un tapınağına ulaşabilirsiniz.

Acropolis içerisinde kesinlikle görmeniz gereken bir diğer yer ise meşhur Pergamon Kütüphanesi. Antik Yunan Medeniyeti’nin en büyük ikinci kütüphanesi olma özelliğini taşıyan bu devasa kütüphane, 200.000’den fazla kitaba sahip. Bu harika kütüphanenin oluşturulmasının ardında ise bir diğer muhteşem hikaye yatmakta.

Dönemin en büyük papirüs üreticilerinden Batlamyos’lar ile bozulan ilişkiler sonrasında, Pergamon’un önde gelen bilginleri üzerine yazı yazabilecek ucuz bir madde arayışına düşerler. Bu çalışmaların sonucunda ise Papirüs’den daha kolay üretilen ve daha dayanıklı olan Parşömen, ilk kez Pergamon’da keşfedilir. Acropolis’deki hediyelik eşya satan dükkanlardan kendinize orijinal bir Parşömen almanızı kesinlikle öneriyoruz.

Bunların yanı sıra 36 x 34 metre boyutlarındaki at nalı şekline sahip Zeus Sunağı, tarihi Agora ve Acropolis’in yamaçlarında yer alan Gymnasium, Acropolis’in en çok ilgi göre yerleri olarak ön plana çıkmakta.

Asklepion

Bergama ve Pergamon Krallığı içerisindeki en önemli noktalardan bir diğer ise; tarihin ilk Psikiyatrik tedavi merkezi olarak kabul edilen Asklepion. Asklepion’a ulaşmak için yapmanız gereken şey, şehir merkezinden batı yönüne doğru 15 dakikalık bir yürüyüş ya da Asklepion’a doğru giden dolmuşlardan birisi ile yapılacak 5 dakikalık bir seyahat. Askeri bir bölgenin hemen yanında bulunan Asklepion, kolay kolay gözden kaçırılacak bir yer değil.

Pergamon Asklepion

Pergamon Asklepion

Sağlık ve ilaç tanrısı Aesculapius’a ithafen inşa edildiğine inanılan Asklepion, birçok farklı bölgeden oluşan devasa bir sağlık kompleksi. Elde edilen tarihi buluntular sonucunda modern tıbbın başlangıç noktası olduğuna inanılan Asklepion, daha önce hiç rastlanmamış tedavi yöntemlerine ev sahipliği yapmış.

Asklepion’a yolu düşen hastaların tedavisi, daha Asklepion’a girerken başlamakta. Asklepion’a giriş yapabilmek için uzun ve karanlık bir tünelden geçmesi gereken hastaların, Kutsal Yol olarak adlandırılan bu tünelden geçerken psikolojik sorunları ile yüzleşmesi ve tedaviye hazır bir hale gelmesi planlanmış.

Hastaların rüyalarını dinleyerek analiz eden ve hastanın sorununun temellerini bulmaya çalışan Asklepion rahiplerinin, Freud’dan binlerce yıl önce psikanaliz teknikleri geliştirmiş olduğu biliniyor. 3.500 kişilik bir tiyatroyu da içerisinde barındıran bu antik hastahane, hastalara su sesi ve müzik dinletilerek sakinleştirmeyi amaçlayan onlarca küçük odaya da sahip.

Masaj, çamur banyosu, bitkisel ilaçlar gibi yöntemlerin yanı sıra, sanatın ruhu arındırıcı gücünün de katkısıyla hastalarını iyileştirmeyi amaçlayan Asklepion, tarih boyunca bir çok önemli isme de ev sahipliği yapmış. Modern tıbbın doğduğu yer olduğuna inanılan Asklepion, Bergama’ya gittiğinizde kesinlik görmeniz gereken bir yer.

Red Basilica

Acropole giden yolu takip ettiğinizde karşılaşabileceğiniz Red Basilica, kırmızı taşlar kullanılarak inşa edilmiş oldukça büyük bir yapı. Pergamon şehrinin en büyük binası olma özelliğine sahip Basilica, Mısır Tanrısı Serapis için inşa edilmiş devasa bir tapınak. 2. yüzyılda yaşamış olan Hadrian döneminde inşa edilen Basilica, daha sonraları Roma İmparatorluğu tarafından bir kilise haline getirilmiş. Basilica’nın aynı zamanda İncil’in ilk örneklerinde bahsedilen 7 kiliseden biri olduğuna da inanılıyor.

Pergamon Red Basilica

Pergamon Red Basilica

Basilica aslında çevresindeki diğer yapılar ile birlikte çok daha büyük bir kompleksin içerisinde yer almakta. Çevresindeki diğer yapıların bir çoğu günümüze ulaşmayı başaramamış olsa da, 196 metre uzunluğundaki Pergamon Köprüsü’nün hala ayakta hatta üzerinden otomobil trafiği bile geçiyor. Devasa Basilica’nın çevresinde bulunan oldukça karışık tüneller, bu tapınağın inşa ediliği yıllarda şehrin en büyük yapılarından olduğunu bizlere gösteriyor.

Copyright © 2011 Sosyolife: Popüler Bilgi Paylaşımı!. Tüm hakları saklıdır.
Sitemap
Paylaş